'Kadınlar için kolay lokmayım iki göz süzen ayartır beni'

Teoman, Posta'dan Oya Çınar'ın sorularını yanıtladı.

'Kadınlar için kolay lokmayım iki göz süzen ayartır beni'

'Fasa Fiso' kitabını çıkartan ünlü şarkıcı Teoman, Posta Gazetesi'nden Oya Çınar'ın sorularını yanıtladı.

Oya ÇINAR / POSTA

Teoman: Kadınlar için kolay lokmayım iki göz süzen ayartır beni

Teoman bu kez albüm değil, kitap çıkardı. Adı ‘Fasa Fiso’. Okurken hafif ama bittikten sonra ağırlaşıyor. Tıpkı şarkılarındaki gibi hayatı, aşkı ve cinselliği sorguluyor. Diyor ki: Bir kadın için beni kandırmak her zaman çocuk oyuncağıydı. İki göz süzen ayartır beni. Ama şimdi bu duygumu dizginlemeye çalışıyorum.

Hayatınızı kaleme aldınız ve kitabın adını ‘Fasa Fiso’ koydunuz. Bu gerçek bir tevazu mu, gizli kibir mi?

Kitabımı beğeniyorum aslında. Bence güzel oldu. ‘Fasa Fiso’ kesinlikle fasa fiso bir kitap değil. O tabiri biraz hayatımı, geçmişimi tasvir etmek için kullandım. Ama şu bir gerçek: Bugünden geriye bakınca, eski dertler de, sevinçler de, hatta hayatın kendisi bile fasa fiso geliyor.

Okuması kolay ama duygusundan kurtulması zor bir kitap...

Açıkçası bu sonuca biraz şaşırdım. Daha hafif bir kitap yazdığımı zannetmiştim. Galiba insan kendi yazdığı şeyi tam algılayamıyor. Okuyan herkes etkilendiğini söylüyor. Sürekli çok duygusal mesajlar alıyorum...

Anılarınıza şarkı sözleriniz ve röportajlarınız da eşlik ediyor. Her şeyin duygusunu biriktirdiğiniz hissi geçiyor insana. Bu kadar yükle ilerlemek zor değil mi?

Benim dünyayı algıladığım bir pencere var. Ve sanırım o pencereyi çok negatif ayarlamışım küçükken. Nereye baksam problemler, dertler görüyorum. Sık sık dertlenirim olur olmaz şeylere. Kişilik böyle olunca algı da biraz saçmalıyor. Huzursuz ve endişeli bir hayat geçiriyorsunuz. Mesela çok kolay moralim bozulur ve hemen vazgeçerim bir sürü şeyden.

Artık şarkı yazmakta ve üretmekte zorlanmanız bundan mı?

Şarkı yazmak hiç zor değil aslında benim için. Sonuçta profesyonelim ve elimde gitar, kağıt ve kalem varsa mutlaka yaparım bir şeyler. Ama şu var: Benim gerçekten beğendiğim 10-15 şarkım var. Ve onların ayarında bir şeyler yazamayınca aşağılık kompleksine giriyorum. Yazacağım şarkının önce beni heyecanlandırması lazım.

Kitapta, “Sanatçıların yakalandığı bir hastalık var: Kendini dünyanın merkezi zannetmek!” diyorsunuz. İyileşmeye başladınız mı peki?

Bu işi yaptığınız sürece hiçbir zaman iyileşemiyorsunuz maalesef. Hayatım boyunca kendimi kendime beğendirmeye çalışacağım galiba. Bu konuya iki taraflı bakıyorum. Bir, prodüksiyon aşamasında o iş dünyanın en önemli işiymiş gibi hissediyorum, eğer o sırada çok zevk alıyorsam... Diğer yandan, yaptığım işin aslında hiçbir işe yaramadığını, önemli olmadığını biliyorum. O iki duygu arasında sağlıklı bir denge kurmak gerekiyor.

'Hep oradan oraya savrulacağım böyle'

Hem hayattan hem ölümden korkarak yarım asır geçmiş. Sizce geri kalan yolculuğunuz da hep arafta mı geçecek?

Ne yapayım! Karakter meselesi. Kafam hep çok karışık! Duygudan duyguya atlıyorum hızlı bir şekilde. Ama yine de uyanık olduğum her an dünyayı ve kendimi sorgulayıp duruyorum. Aslında kabullendim bunu. Sanırım hiçbir zaman tam olarak emin olamayacağım hayatla ilgili hiçbir şeyden. Oradan oraya savrulacağım böyle...

Peki yazarken geçmişinizle, çocukluğunuzla yüzleşmek nasıl hissettirdi?

Çok ilginç bir deneyim. Tavsiye ediyorum... Bence herkes hayatını yazmalı. Yazarken bir süre hep geçmişin duygusunda kaldım. İnsan maziyi hatırlarken hem gülüyor hem duygulanıyor. Ama ben aslında yazarken geçmişin dramasında çok dolaşmamaya çalıştım. Güzel hatırlamak istedim geçmişi. Ama beni derinden etkileyen hadiseleri de ıskalamak istemedim. Sonuçta da kendimi hafiflemiş hissettim.

Yıl 1999. Çok ünlüsünüz. İstiklal’den Tünel’e kadar her yerde sizin albümünüz çalıyor. Kendi sesinizden kurtulmak için yan yollara sapıyorsunuz... O sesten kurtulabildiniz mi?

Bazen gece kulüplerine, barlara gidiyorum ve DJ’ler jest olsun diye benim şarkılarımı çalıyor. Çok rahatsız oluyorum. Biraz da utanıyorum. Kendi şarkılarımın çalınması bana ünlü olduğumu hatırlatıyor ve bu duyguyu sevmiyorum. Gündelik hayatımda ‘ünlü değilmişim gibi’ hissetmeyi seviyorum. Ama özünde kurtulamıyorsunuz hiçbir zaman.

Sanki hayatınız bir iç hesaplaşmayla geçiyor gibi...

Öyle galiba. Kendime pek şefkatli davrandığım söylenemez. Sürekli eleştirip duruyorum. Çok sert yargılıyorum. Ama eninde sonunda yaşama devam edebilmek için kendinizle barış yapmanız gerekiyor. Hepimiz bir sürü kusurumuzla ortalama insanlarız sonuçta.

'Gece, gündüzden daha çekici'

Deri cekete bile, “Siyah olmadıktan sonra kıymeti yok” diyorsunuz. Karanlıktan aldığınız bu hazza, sevişirken karanlığı tercih etmek de dahil mi?

Gece, gündüzden çok daha çekici benim için. Sevdiğim birçok şey gece daha güzel. Kitap okumak da, film seyretmek de, sohbet etmek de... Hemen her şey. Gece herkes uyuyunca dünya uyumayanlara kalıyor.

Zorunlu sadakatten ölmek üzere olduğunuz dönemlerin hikayesini de öğrendik kitaptan. Kendi rızanızla bir kadına uzun süre sadık kalabildiğiniz oldu mu?

Pek beceremiyordum. Sadece çapkınlığımdan değil, aynı zamanda kandırılıyordum da. 19 yaşından beri rock şarkıcısıydım. Popüler biriydim. Ve bir kadın için beni kandırmak çocuk oyuncağıydı. İki göz süzen ayartır beni. Kolay lokmayım.

'Aşka mesafeliyim artık'

Bunca aşk şarkısı yazdınız. Aşk hakkında şunu öğrendim diyebilir misiniz?

Artık aşka mesafeli kalmaya çalışıyorum. Nasıl olsa bitecek bir şeye başlamak da istemiyorum. Ayrıca çok şüpheci bir yapım var. Aşkın ve romantizmin argümanlarını çürütmek benim için kolay oluyor. Benimle aynı jenerasyondan arkadaşlarım var. Arada bir buluşup, hayalimizdeki kadınlarla ilgili atıp tutuyoruz. Onlara da söyledim. Palavra sıkıyoruz, bizler müzmin bekârlarız.

Röportajın devamını okumak için TIKLAYIN

Sayfa Derleme Süresi: 0.4782 saniye